top of page

Kurgunun kökleri...

Güncelleme tarihi: 1 Mar

BATUGA evreni CANDAŞLIK serisi 1.

BÖLÜM SUYA YAZILAN SIR için ilham kaynağı olan Türk mitolojisinin yaratıcı ve varlıklarına kısa bir bakış.  


“Türk mitolojisi ana hatlarıyla bile pek çok kimsenin varlığını bilmediği bir mitolojidir. Oysa çok zengin ve bir o kadar da derindir. Hemen hemen tüm dünya insanlarının aşina olduğu Yunan mitolojisi bence Türk mitolojisiyle asla boy ölçüşemez. Kim bilir, belki de bizden kopyalanmış bile denebilir. Eski tanrılarımızın çokluğu, varlıkların, iyi-kötü ruhların bolluğu ve çeşitliliği, muhteşem kahramanların sayısı azımsanamayacak kadar çoktur. Batının ve uzak kıtaların aslında özünde kısır kalmış karakter ve mitleriyle süslü, bol anlatımlı eserlerini hepimiz okuduk ve okuyoruz. Vampirler, kurt adamlar ve aynı tanrıların aynı hikayeleri. Zeus’u bilmeyen var mı? Peki ya Kayra Han? Ak Ana? Kübey Hatun? Mitolojimiz teknik-sosyal imkânsızlıklardan dolayı filmlere, dizilere konu olamamanın yanında, maalesef sıklıkla okuduğumuz kitaplara da misafir olmuyorlar. Bilgisiz ve ilgisiziz. Bu konuda bir hikâye yazma fikri kafamda oluşmaya başladığında, kim bilir kaçıncı defa o ünlü “Süt Kardeşler” filmini seyrediyordum. Bütün fikir Gulyabani üzerine bir öykü yazma kararımla başladı. Gulyabani’yi araştırdım ama hakkında pek fazla bilgi bulamadım. Ancak mitolojiye olan ilgimi oldukça artırmıştı. Gulyabani aslında mitolojideki en basit ve sıradan karakterlerden biriydi. (Arap ve Ortadoğu kökenleri yüzünden belki bizim mitolojimizden oluşu bile şüpheli). Fakat konu, üzerine yüzlerce epik öykü yazılabilecek kadar büyük ve derin. Kesinlikle çalışılmayı ve kafa yormayı hak ediyor. Bu büyüklüğü ve derinliği bilimsel anlamda anlatmayı bilim insanlarına bırakmak istiyorum. Ben mitolojiyi tarihsel ve bilimsel olarak değil, mitolojideki karakterleri özüne sadık kalmaya çalışarak akıcı ve fantastik bir kurgu ile günümüze taşımaya çalıştım.  Söylediğim gibi “Kendim için yazıyorum. Çünkü hayal kurmayı seviyorum.” Edebi boyutta nasıl değerlendirileceğini düşünmüyorum. Popüler olursa konuya ilgi artar. Mitolojimizi öğrenme isteği doğar. Bunu başarabilmek; önemli olan bu. Ben sadece yazdım. Umarım okur, umarım beğenirsiniz.” (KİTAP SATIŞ LİNKLERİ İÇİN TIKLAYIN)



Yaratıcılar ve Mitolojik Varlıklar.


NARTLAR: Kafkas halklarının (Çerkes, Abhaz, Oset, Çeçen-İnguş ve Karaçay-Malkar Türkleri) ortak kültür mirası olan Nart Destanları'nın dev yapılı, yarı tanrı özelliklerine sahip efsanevi kahramanlarıdır. Türk mitolojisindeki "Alp" tipine benzerler ancak Nartlar, sadece bireyler değil; kendilerine has yasaları, gelenekleri ve yaşam biçimleri olan devler ve kahramanlar topluluğudur.


BÜKREK VE SANGAL: Türk mitolojisinde dualiteyi (ikiliği) ve evrensel dengeyi temsil eden en güçlü sembollerden biri, Bükrek ve Sangal arasındaki bitmek bilmeyen mücadeledir. Bu iki figür, Altay ve Orta Asya anlatılarında iyilik ile kötülüğün, düzen ile kaosun çarpışmasını simgeler. Bükrek; Bükrek, Türk mitolojisindeki iyicil (iyi huylu) ejderhadır. İnsanlara yardım eden ve doğanın dengesini koruyan bir figür olarak kabul edilir. Sangal; Sangal, Bükrek'in tam zıttı olan kötücül (kötü huylu) ejderhadır. Kaosu, yıkımı ve karanlığı temsil eder.


KAYRA HAN: Türk ve Altay mitolojisinde evrenin yaratıcısı, en yüce ve en üstün tanrı olarak kabul edilir. Yaratılış Destanı’na göre, başlangıçta sadece sonsuz bir su ve Kayra Han vardı. Kayra Han, mitolojideki diğer önemli tanrı figürlerinin de babasıdır. Her bir oğlu, onun farklı bir yönünü temsil eder

MERGEN TENGERE: Akıl, bilgelik ve sağduyunun tanrısıdır. Mergen Han, her şeyi bilen ve insanlara akıl veren bir figürdür. Kaosun karşısında mantığı ve düzeni temsil eder.


KÜBEY HATUN: Türk ve Altay mitolojisinde doğumun, çocukların ve bereketin koruyucu tanrıçasıdır. Yaşamın devamlılığını simgeleyen bu figür, mitolojik anlatılarda doğrudan "Hayat Ağacı" ile ilişkilendirilir. Kübey Hatun, yeryüzünün merkezinde bulunan ve gökyüzüne kadar uzanan Ulukayın (veya Bayterek) adlı Hayat Ağacı’nın içinde yaşar. İnanışa göre, bir çocuk doğduğunda Kübey Hatun ağacından çıkar ve çocuğun ağzına ilk sütü damlatarak ona can verir.


ÜRÜG AYIG TOYON: Yakut Türkçesindeki adıyla Ürünğ Aar Toyon. Özellikle Yakut (Saha) mitolojisinde evrenin en üst katında yaşayan, her şeyin yaratıcısı ve koruyucusu olan yüce tanrıdır. O, güneşin ve ışığın efendisidir. Karanlığı defeden, dünyayı ısıtan ve can veren gücü temsil eder. Kurgumuzda Oba halkının yaratıcısıdır. Oba halkı Dünyayı şekillendirmiş ve düzeni kurmuştur.


ÖTÜKEN: Türk ve Altay mitolojisinde hem kutsal bir coğrafi merkez hem de "Toprak Ana" (Ötüken Ana) olarak kişileştirilen yüce bir ruhtur. Sadece bir yer adı değil, Türk devlet geleneğinin ve varoluşunun ruhani kalbidir. Bitkilerin yeşermesi, hayvanların çoğalması ve insanların refahı Ötüken Ana’nın lütfuna bağlanır. Gök Tanrı gökyüzünü temsil ederken, Ötüken yeryüzündeki düzenin ve canlılığın koruyucusudur. Kurgumuzda oba halkıyla beraber yaşayan şifacıların yaratıcısıdır.


KIZAGAN TENGRİ veya KIZAGAN HAN: Türk ve Altay mitolojisinde savaş, güç ve intikam tanrısıdır. Savaşçıları korur, ordulara güç verir ve haksızlığa uğrayanların intikamını almalarına yardım eder. Eski Türklerde savaşa gidilmeden önce ondan güç ve cesaret dilenirdi. Kurgumuzda oba halkının beslenmesi için avlanan avcıların yaratıcısıdır. Avcılar daha sonra oba halkını koruma görevini üstlenmiş ve zamanla askerlere dönüşmüşlerdir. Askerler arasından seçilen işaretlenmişler Nart Alpi olmak için eğitim alırlar. Nart Alpi olmayı başaramayan bu eğitim sayesinde Akbaş askeri olarak kalır. Askerlerin güc ve hiyerarşi sıralaması şu şekildedir. 3-Askerler 2- Akbaş Askerleri 1- Nart Alpleri. 


AK ANA: Türk ve Altay mitolojisinde her şeyin başlangıcında var olan, yaratılışın dişil ilham kaynağı ve deniz tanrıçasıdır. Henüz hiçbir şey yaratılmamışken, sonsuz suların (kaosun) derinliklerinden yükselerek yaratılışı başlatan figürdür. Kurgumuzda Su İyesi halkının yaratıcısıdır.


ÜLGEN veya BAY ÜLGEN: Türk ve Altay mitolojisinde iyiliğin, merhametin, bolluğun ve aydınlığın en büyük temsilcisidir. Kayra Han'dan sonra gökyüzündeki en yetkili figürdür. Gökyüzünün en parlak katmanlarında, güneşin ve ayın ötesinde yaşar. Tahtı altın suyuna batırılmış gibidir. Kurgumuza göre bir halkının olup olmadığı henüz bir muammadır. Bilginlerin bilgisinde bile bu bilgi yoktur. 


BÖGÜ TEKİN veya BÖGÜ KAĞAN: Türk mitolojisinde ve tarihinde, özellikle Uygur Türklerinin köken ve göç destanlarında merkezi bir rol oynayan, yarı efsanevi bir hükümdar ve bilgedir. "Bögü" kelimesi eski Türkçede "bilge", "filozof" ve hatta "büyücü/şaman" anlamlarına gelir. Bu yüzden o, sadece bir siyasi lider değil, aynı zamanda manevi güçleri olan bir figürdür. Kurgumuzda oba halkı içinde yaşayan Şaman ve Cadıların yaratıcısı olarak tasvir edilmiştir.


ERLİK HAN: Türk ve Altay mitolojisinin en karanlık, en güçlü ve en dramatik figürüdür. Yeraltı dünyasının (Tamag) efendisi, kötülüğün, hastalıkların ve ölümün tanrısı olarak kabul edilir. O, sadece bir "kötü" karakter değil, aynı zamanda kozmik dengenin var olabilmesi için gerekli olan zıt kutbun temsilcisidir. Başlangıçta gökyüzünde yaşarken, yaratıcısına karşı kibirlenip "Ben de yaratabilirim" diyerek başkaldırmıştır. Kendi dünyasını ve canlılarını yaratmaya çalışınca gökyüzünden kovulmuş ve yeraltına hapsedilmiştir. Kayra Han ona yeraltının hakimiyetini vermiş, ancak güneş ve ayın ışığından onu mahrum bırakmıştır. Kurgumuzda bütün kötü olan varlıklar Erlik Han’ın halkındandır.



KİŞTEY : Erlik Han’ın genellikle dokuz kızı olduğu söylenir Türk mitolojisinde Erlik Hanın kızları babalarının yeraltı dünyasındaki (Tamag) sarayında yaşayan ve genellikle insanları baştan çıkarmak veya şamanların göğe yükselmesini engellemekle görevli olan figürlerdir. Kiştey; Bazen Erlik'in eşi veya yardımcısı olarak da geçer ancak bazı anlatılarda kızı olarak anılır.


KARA KADIN: Türk mitolojisinde "Kara Kadın" tek bir figürden ziyade, genellikle yeraltı dünyası, karanlık güçler ve Erlik Han ile ilişkilendirilen dişi varlıkların genel sıfatı veya temsilidir. Ancak mitolojik anlatılarda bu tanıma uyan çok spesifik ve güçlü figürler vardır.


TÖRÜ veya TÖRE: Türk ve Altay mitolojisinde sadece bir "gelenek" değil; evrenin, devletin ve toplumun sarsılmaz kozmik düzeni ve ilahî yasasıdır. Eski Türk düşüncesinde Törü, Tanrı tarafından belirlenmiş bir "denge" hâlidir.


GÖKSAKALLI HIZIR: Türk-İslam sentezinin ve mitolojisinin en sevilen, en çok umut bağlanan figürlerinden biridir. İslam geleneğindeki "Hızır" ile Türk mitolojisindeki "Ak Sakallı İhtiyar" veya "Kök/Gök Sakallı Ayıg" figürlerinin birleşmesinden doğan, zamandan ve mekândan münezzeh bir yol göstericidir.


SU İYESİ: Türk ve Altay mitolojisinde suyun koruyucu ruhu, sahibi ve kalbidir. Her su kaynağının (göl, nehir, pınar, kuyu) onu bekleyen, temizliğini ve kutsallığını koruyan bir "İye"si (sahibi/ruhu) olduğuna inanılır.

AKBAŞ ASKERİ: Türk ve Altay mitolojisinde (özellikle Sibirya ve Altay Şamanizminde) gökyüzünün en üst katlarında yaşayan, aydınlık dünyayı ve tanrıları koruyan göksel muhafızlardır. İyiliğin ve ışığın sembolü olan bu varlıklar, "Ak" (beyaz/aydınlık) ruhlar kategorisine girerler ve genellikle Ülgen Han’ın hizmetinde olduklarına inanılır.

ALKARISI veya ALBASTI: Türk, Kafkas ve Orta Asya halk inanışlarında loğusa kadınlara ve yeni doğan bebeklere musallat olduğuna inanılan, kötücül ve dişil bir varlıktır. Mitolojinin "karanlık" ve korkutucu figürlerinden biri olan Alkarısı, asırlardır Anadolu folklorunda da varlığını sürdürmektedir.


HIBILIK: Hıbilik, Türk halk inanışlarında ve Anadolu folklorunda (özellikle Çorum, Amasya ve Sivas yörelerinde) karşımıza çıkan, "Karabasan" ile benzer özellikler taşıyan gizemli ve korkutucu bir varlıktır. Genellikle uyku ile uyanıklık arasında, insanın üzerine çöken o ağır baskının kişileştirilmiş halidir.

Hıbilik ve Al Karısı, Anadolu folklorunun gece mesaisi yapan en meşhur iki figürüdür. Her ikisi de uykuyla, geceyle ve "basılma" (karabasan) hissiyle ilişkilendirilse de aslında uzmanlık alanları ve karakterleri birbirinden oldukça farklıdır. Bu benzerlikler göz önünde bulundurularak kurgumuzda erkek ve dişi varlıklar olarak tasvir edilmişlerdir.


İT BARAK: Türk ve Altay mitolojisinde (özellikle Oğuz Kağan Destanı'nda) geçen, köpek başlı ve insan vücutlu efsanevi bir savaşçı ırktır. "It" (köpek) ve "Barak" (tüylü, kutsal kabul edilen bir köpek türü) kelimelerinin birleşiminden oluşur. İt Baraklar, Oğuz Kağan’ın hayatı boyunca karşılaştığı ve yenildiği tek topluluk olarak mitolojide çok özel bir yere sahiptir.


GULYABANİ: Türk ve Orta Doğu halk inanışlarında ıssız yerlerde, çöllerde ve mezarlıklarda yaşadığına inanılan, insanı dehşete düşüren devasa ve vahşi bir yaratıktır. İsmi Farsça "Gül" (Hortlak/Dev) ve "Yabani" (Yaban/Issız yer) kelimelerinin birleşmesinden oluşur.  Gulyabani, genellikle gece yolculuk yapanları hedef alan bir varlıktır. Bazı anlatılarda Gulyabani’nin insanlara zarar vermeden önce onlara "Güreşelim mi?" diye sorduğu, eğer insan onu yenerse peşini bıraktığı ama yenilirse onu yediği veya alıp götürdüğü anlatılır.


BAHAMUT: İslam kozmolojisinde ve Orta Doğu mitolojisinde dünyayı sırtında taşıyan, akıl almaz büyüklükteki efsanevi devasa balıktır (veya balinadır. Bu figür, özellikle bir yapının temeli gibi evrenin en alt katmanında yer aldığı için "kozmik mimari" açısından oldukça ilginçtir.


ÇAY NİNESİ: Türk ve Kafkas halk inanışlarında akarsuların, özellikle de çayların ve derelerin koruyucu ruhudur. Daha önce konuştuğumuz "Su İyesi"nin daha spesifik, yaşlı bir kadın figürü olarak kişileştirilmiş halidir. Suyu kirletenleri ve iyi davranmayanları cezalandırır. Bu cezalandırma davranışı sebebiyle zamanla kötü ruhlar arasında anılır olmuştur. Kurgumuzda da kötücül varlıklar arasındadır.


ABURA: Genellikle Abra ve Yutpa olarak bir çift şeklinde (dualiteyi temsil edercesine) anılsalar da bazı kaynaklarda ve özellikle belirli Altay Şaman dualarında (alkışlarında) bu varlıklardan "Üç Abura" olarak bahsedilir. Türk ve Altay mitolojisinde yeraltı dünyasının (Tamag) bekçiliğini yapan, devasa ve korkutucu ejderha/yılan dır.


AK KURA: veya bazı kaynaklarda Ak Kora, Türk ve Altay mitolojisinde aydınlığı, saflığı ve göksel korumayı temsil eden, iyicil ruhlar kategorisinde yer alan bir figürdür. Karanlığın sızamadığı, saf ışıkla dolu bölgelerin bekçisidir.


KARA KURA: Kurgumuzda Ak Kuranın tam zıttı olarak yeraltı dünyasına hizmet eden bir varlık olarak betimlenmiştir.


TOĞRUL KUŞU veya TUĞRUL: Türk ve Altay mitolojisinin en görkemli sembollerinden biridir. Batı ve Orta Doğu mitolojilerindeki "Anka" veya "Simurg"un Türk dünyasındaki karşılığıdır; ancak Toğrul, sadece bir kuş değil, aynı zamanda gücün, adaletin ve devletin sembolüdür.


MERKÜT veya MÜRKÜT: Türk ve Altay mitolojisinde gökyüzünün en yüksek katlarında yaşayan, efsanevi ve kutsal bir dev kartaldır. "Kuşların Efendisi" olarak kabul edilen bu figür, özellikle Şamanizm ritüellerinde çok kritik bir yere sahiptir. Kurgumuzda bu varlık “sahibi olana hizmet eden” olarak tasvir edilmiştir.


ŞAMAN: Türk ve Altay geleneğindeki özgün adıyla Kam, insan dünyası ile ruhlar dünyası (Gök, Yer ve Yeraltı) arasında köprü kurabilen, doğaüstü güçlerle iletişim kurma yeteneğine sahip olan bilge ve seçilmiş kişidir. Şamanlık sadece bir "din" değil, bir dünya görüşü, şifa yöntemi ve evrensel bir denge arayışıdır.


YILKI ATLARI: Türk kültüründe ve edebiyatında Yılkı Atları, sadece başıboş gezen hayvanlar değil; hürriyetin, doğanın sertliğinin ve sadakatin çok güçlü birer sembolüdür.


HORTLAK: Türk ve Balkan halk inanışlarında mezarından çıkan, "ölüp de huzur bulamamış" varlıkları tanımlayan genel bir terimdir. Köken olarak "hortlamak" (aniden yerinden fırlamak, sıçramak) fiilinden türemiştir. Batı hikayelerinde zombi olarak karşımıza çıksa da en temel fark. Hortlaklar akıllıdır. Akili melekeleri ölmeden önceki hâlinde durur.


AZMIÇ: Türk ve Orta Asya mitolojisinde yolcuları hedef alan, onları saptıran ve kaybolmalarına neden olan sinsi bir "yol ruhu"dur. İsmi, Türkçedeki "azmak" (yolunu şaşırmak, sapmak) fiilinden gelir ve tam olarak işlevini yansıtır.

Issız yollarda, ormanlarda veya dağ geçitlerinde karşınıza çıkabilecek bu varlık, kaba kuvvetten ziyade psikolojik manipülasyon kullanır.


BEGNİ: Göktürkler ve Uygurlar döneminde buğday, darı, arpa gibi tahılların mayalandırılmasıyla yapılan boza benzeri kıvamlı, alkollü bir içecek.

KİTAPTA BAHSEDİLEN BEŞ KRAL: Türk inanışlarında Gök Tanrı veya Ülgen’in yardımcıları, göğün katlarını bekleyen ya da doğa olaylarını yöneten koruyucu ruhlar olarak geçerKutup: Yıldızlarla veya düzenle ilişkilendirilen bir ruh.Künürtçi: Gök gürültüsünü yöneten "Gök Gürletici".Küygekçi: "Şimşek Çaktıran" veya alev saçan ruh.Yalgınçı: Parıltı ve ışıkla, bazen de yine şimşekle ilişkilendirilir.Örs-Çekiç: Yıldırımın veya demirin dövülmesini temsil eden, yaratıcı gücü simgeleyen isimler.


Kurgu Karakterler


YİĞİT: Türkçe bir kelime olan Yiğit hem toplumsal hem de mitolojik düzlemde "güçlü", "yürekli" ve "alp" karakterini simgeleyen, Türk kültürünün en temel kavramlarından biridir.


GÜLSÜM: Arapça kökenli bir isim olup hem fiziksel bir güzelliği hem de tarihi bir şahsiyeti simgeler. Kelime anlamı itibarıyla oldukça naif ve estetik bir karşılığı vardır.


BAŞAK: Türkçe kökenli ve çok katmanlı bir kelimedir. Hem doğadan gelen bereketi hem de gökyüzündeki düzeni temsil eder.


BARIK: En yaygın anlamıyla "barık", barınılan yer, ev, konut veya tapınak demektir. 


HACİB: Türkçesiyle Hacip, Arapça kökenli bir kelime olup sözlük anlamı "engelleyen, örten, perdeleyen" demektir. Ancak bu terim, özellikle Türk-İslam devletleri tarihinde çok kritik bir saray makamını ifade eder.



 
 
 
bottom of page